İnternet Suçları İle Mücadele Ederken Bireysel Mahremiyetin Korunması: Hükümetlerin İkilemi
Kursad tarafından Haberler kategorisi altında yayınlandı.2000
MIDDLESEX ÜNİVERSİTESİ
LONDRA
ÖZET
Kullanımı gittikçe yaygınlaşan İnternet, yeni bir bilgi kaynağı ve haberleşme aracı olarak insanlığa yeni fırsatlar sunduğu gibi yeni tehditler getirmektedir. İnternet’in sunduğu fırsatlar artan bir şekilde suçlular tarafından kullanılmakta ve istismar edilmektedir. Suç İnternet’in ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Hükümetler haklı olarak endişelenmekte ve sibersuç ile etkin bir şekilde mücadele etmek istemektedirler. Bununla birlikte, İnternet’in uluslarötesi karakteri ulusal düzenlemelerden ziyade uluslarası işbirliğini gerektirmektedir.Ancak kriptografi(şifreleme teknolojisi)nin İnternet’te kullanımı hükümetlerin işini zorlaştırmaktadır. Suçluların şifreleme teknolojisini kullanımını engellemek amacı ile hükümetlerin anahtar rehin (key escrow) sistemini yürürlüğe koyma çabaları sonuçsuz kalacak gibi görünüyor. Anahtar rehin sisteminin suçluların şifre teknolojisini kullanmalarını engelleyemeyeceği, ancak müdahale edilme korkusu nedeniyle kurallara saygılı vatandaşların bireysel iletişimini ve elektronik ticareti olumsuz bir şekilde etkileyeceğine inanılıyor. Hükümetlerin geçmişteki sicili bu “dondurucu etki”yi daha da artırıyor. Bireysel mahremiyet, özellikle haberleşme mahremiyeti büyük bir riskle yüz yüzedir. Demokratik hükümetler vatandaşlarının mahremiyetlerini korumak zorundadırlar. Bu nedenle, bir çözüm bulunması gerekmektedir. Bu ise kolay olacağa benzemiyor. İki amaç arasındaki sınır muğlaktır ve sibersuç ile mücadele ederken mahremiyetin korunması gibi iki önemli görevi bir dengede uzlaştırmak gerekiyor.
TEŞEKKÜR
Bu çalışmayı gerçekleştirme imkanını bana sağladığı için Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’na teşekkür ediyorum. Teşvik edici ve zevkli rehberliği, yardım ve sabrı için tez danışmanım Profesör Tony Vass’a ve ayrıca Profesör Jock Young, Dr. Jane Mooney ve Jane Moran’a teşekkür borçluyum. Onların yardımı olmaksızın bu çalışmanın üstesinden gelmek benim için güç olacaktır.
GİRİŞ
Bu tezin amacı, bireysel mahremiyetin hükümetlerin sibersuçla (İnternet suçları) mücadelesinden nasıl etkilendiğini ve sibersuç ile mücadele ederken hükümetlerin bireysel mahremiyeti nasıl korumaları gerektiğini göstermektir.
Bu çalışmada, İnternet’in yükselişinden kaynaklanabilecek bazı teorik ve pratik sonuçları tartışmak istedim. Suç artan bir şekilde yeni bilgi ve haberleşme teknolojilerinin önemli bir parçası haline gelmektedir. Bu da bazı hak ve özgürlüklerin ihlalini berberinde taşımaktadır ki bunlardan biride demokratik toplumlarda kutsal ve dokunulmaz kabul edilen bireysel mahremiyettir.
Bireysel mahremiyet bu toplumların ahlaki, manevi, sosyal, ekonomik ve hukuki kurallarının ayrılmaz bir parçası olup mahremiyetin ihlali bu kurallardan sapma sayılır ve suç oluşturur. Örneğin, bir şahsın evine zorla girmek caza hukukunun ihlali demektir. Aynı şekilde sosyal bariyerleri yıkma yoluyla siberuzayın, suçla mücadelede hükümetler için belli problemler doğurabileceği kanaatindeyim. Hükümetlerin bu alandaki gayretleri belli sınırlamalar getirebilir ve bireysel mahremiyetin ihlaline yolaçabilir. İkisi arasındaki ilişkiyi tartıştığımız sosyal düzen ile özgürlük arasındaki tezat nedeniyle, sibersuç hükümetlerin mahremiyeti sınırlamasına veya ihlal etmesine yol açabilir ve tanımı gereği bireysel hak ve özgürlüklere karşı yeni bir gözetim biçimi oluşturabilir. Bu aynı zamanda bir sapmayı ifade eder.
Birinci bölüm, siberuzayın, bilinen adı ile İnternet’in, olumlu ve olumsuz yönlerini kapsamaktadır. Burada bilim adamlarının farklı görüş açıları verilmektedir. İkinci bölümde sibersuçun sosyal düzene nasıl meydan okuduğunu ve hükümetlerin sibersuçu nasıl yenmeye çalıştıklarını göstermeye çalıştım. Şifreleme politikası ve etkileri üçüncü bölümde incelenmektedir.İzleyen bölümde mahremiyetin anlam ve önemi tartışılmış ve nasıl korunacağı meselesi ile uğraşılmıştır. Beşinci bölüm, demokratik hükümetlerin karşılaştığı ikileme karşı nasıl bir denge kurabileceği tartışmasına ayrılmıştır. Hükümetler bir yandan sibersuçu yenmek ve kamu güvenliğini korumak, öte yandan vatandaşlarının bireysel mahremiyetlerini korumak zorundadırlar. Sonuç bölümü bunun, mutlak çözümü olmayan evrensel bir ikilem olduğuna ancak çözüm arayışlarının hiçbir zaman bitmeyeceğine işaret etmektedir.
1.SİBERUZAY VE İNTERNET
“Hatta geçirdiğim harika zamanı ve modemim aracılığı ile tanıştığım muhteşem insanları anlatmak eğlenceli olacaktı, ancak ben burada bir bayrak sallıyorum. ‘Olmayan bir evrene giriyorsun, sonuçlarını düşün’ diyen bir bayrak.
Bu gerçekdışı bir evrendir, hiçliğin çözünebilir dokusu. Baştan çıkarıcı bir şekilde yanıp sönen bilgi güçtür ikonu ile İnternet göz kamaştırarak bizi davet ederken, bu mevcut olmayan mekan yeryüzünde zamanımızı teslim almak için bizi ayartıyor. Eğitim ve ilerlemenin kutsallığı adına insan etkileşiminin önemli yönlerinin acımasızca değersizleştirildiği ve hayal kırıklığının kol gezdiği bu sanal alem kısır bir ikamedir.” (Stoll, 1995, s.3-4)
Siberuzay kavramı son yirmi yılda bilim kurgudan sosyo-ekonomik bir gerçeğe dönüşmüştür (Wall, 1999). ‘Siberuzay’ terimi William Gibsons’ın 1982 yılında yayınlanan ‘Neuromancer’ romanından sonra yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Whittle (1997, s.5) Gibsons’ın terimini “Şekspiriyen dehanın bir çıkışı” olarak görür. Çünkü “siber otomasyon, yapay denetim ve bilgisayarlaşma anlamına gelir, uzay ise çok boyutlu yer”. Bu yerde, “etkileşim sanki gerçek dünyada ve gerçek zamandaymışçasına meydana gelir, ancak bu sadece bir sanal gerçekliktir” (Tribe, 1991, s.15). Whittle (1997) siberuzayı üç yönü ile tanımlar:
“1. ‘Birlikte duyumsanan halüsinasyon’ benzeri bir aşkınlık içinde zihnin eridiği bir kurgusal mekan.
2. Bireyler ve onların zihinsel yaratıları arasındaki etkileşim şebekesinin oluşturduğu kavramsal dünya ki bu dünyada herşey bu şebeke ve etkileşimle irtibat içindedir.
3. Zaman ve mekanla bölünmüş ancak fiziksel giriş araçlarının oluşturduğu şebeke ile birbirine bağlanan ve dilin sayısal temsilleri ve duyusal deneyimlerini kullanarak haberleşen insanlar tarafından paylaşılan bir zihin durumu.
”Rheingold (1994, s.5) siberuzayın sakinlerini “siberuzayda kişisel ilişki ağlarını şekillendirmek üzere yeterli sayıda insanın yeterli uzunlukta kamusal tartışmayı yeterli insani hislerle gerçekleştirdiği zaman ağdan (the Net) ortaya çıkan sosyal toplulukların sanal cemaati” olarak tanımlar. Sardar ve Ravetz (1996, s.1) bu sanal dünyayı “yeni bir medeniyet” olarak görmekteler:
“Son zamanlarda, gelmekte olan İnternet çağına şahit oluyoruz-tüm dünya bilgisayar ağlarının ağı. Şimdi Dünya Çapında Ağ [World Wide Web (www)] revaçta. Bilgisayarlarla haberleşiyoruz, çalışıyoruz, alışveriş yapıyoruz, öğreniyoruz ve eğleniyoruz. Hatta bazılarımız bedensel arzularımızı ve Tanrı’yı, bilgisayarlarımızı bir modem ile siberuzayın-tüm bilgisayarların arasını dolduran etherin geniş evrenine basit bir şekilde bağlanarak keşfediyoruz. Biz şimdi insan-bilgisayar karşılaşması ve ilişkilerinden doğan yeni bir medeniyetin-Siberia’nın ilk tatlarını alıyoruz.
”Whittle (1997) siberuzayın dünyanın şimdiye kadar şahit olduğu en önemli ilerlemelerden birini temsil ettiğini iddia etmektedir. Çünkü, o insanoğluna emsalsiz miktarda bilgi ve veriye ulaşma ve onları emsalsiz bir hızda yayma aracı sağlar. O, medeniyetin ilerlemesinde çok önemli bir rol oynayan dilin gelişimi, matbaanın icadı, kütüphanelerin kurulması ve kitle iletişim araçlarının zuhuru gibi patlayıcı bir etki ve potansiyele sahiptir. Mesthane (1976) yeni teknolojilerin bireyler ve toplumlar için yeni fırsatlar gibi yeni problemlerde yarattığını ifade eder. Onlar olumlu ve olumsuz etkilere sahiptirler ve genellikle ikisi birarada görülür. Öte yandan, Ravetz (1998, s.117)
“Aşkın niteliği ile bedensiz siberuzay ile beynin maddi gerçekliği olarak İnternet arasında gevşek bir benzelik kurulabilir…İnternet…bedensel etkileşimden ziyade taklit veya sanallaştırma aracılığı ile tecrübe etme potansiyeli taşıyan gerçekliğin özü yerine kabuğu içinde insan duyguları ile doğrudan doğruya içiçedir. Zaman içindeki bu noktada, siberuzay hat giriş fiyatı ve donatım maliyeti tarafından sınırlanan ve sınırlı sayıda katılımcıya açık bir elektronik iletişim sisteminin mübalağa edilmiş halidir. Bu yeni aracın müdafilerinin mübalağalı iddialarından biride onun ulusal ve kültürel sınırları aşan, sansür edilemiyen biricik açık ve serbest araç olduğudur. Hükümetin meşru denetim endişesi bu aracın açık giriş niteliğine vurgu yapmaktadır. Ancak giriş biriciklik veya önemle eşit değildir. Web sayfalarının içerdiği malzemenin çoğu dikkate değmez. En iyi malzeme, web sayfasının içeriğine aşina olan bilgili izleyiciye fayda sağlar. En kötüsü de gençlere hitap eden magazinlerin düşük kalitesine sahiptir veya basit olarak şehvete hitap eder. İddia ediyorum ki web olmasaydı bilgi için araştırmalarımız kayda değer bir ölçüde etkilenmez veya yaratıcılığımız azalmayacaktı.” demektedir.
Ravetz’e ilaveten Heim (1993, s.103) İnternet’in karamsar bir tablosunu çizer:
“Gizli girintileri, bilinmeyenin cazibesini yok et, aynı zamanda sırrın örtüsünü kaldırmanın ve ötelere ulaşmanın erotik tutkusunu yok ediyorsun, arzunun kaynağını tahrip ediyorsun. Yapay bir gerçeklik yarat, kendini bir bilgisayar taklidi çevreye yerleştir ve sen radikal bir şekilde seni atlatan, yeni olan ve tatmin edilemiyene nüfüz etmek için gerekli olan insani arzunun altını oyuyorsun. Bilgisayar-Tanrı’nın gözü fikri seni tam insan olma özgürlüğünden ayırıyor.
”Siberuzayın çeşitli tezahürleri vardır. Birçok ortak özellikleri olmakla birlikte her biri elektronik posta, haber grupları ve forumları, posta listeleri, sohbet odaları, web siteleri, FTP siteleri, sanal gerçeklik ve benzeri gibi bağlantı, menşe ve amaç nüansları açısından farklılık arzeder. Siberuzay Ağ’ın (the Net) haberleşme potansiyeli için bir istiaredir. Ağ (the Net) sonsuz şekilde büyümeye açık geniş alanlı bir şebeke sistemi olarak kavramlaştırılabilir.
İnternet, haberleşme potansiyeli sağlayan bilgi ve iletişim teknolojisi hatları için kullanılan bir şemsiye terimdir.(Ravetz, 1998)İnternet altmışlı yıllarda doğdu. Soğuk savaş korkusu nedeniyle, bu önemli hükümet şebekesi (network) bir nükleer saldırı riskine karşı göreceli bağışıklık sağlamak amacı ile tek ve merkezi bir denetim mekanizması olmaksızın hayata başladı. Bu, hükümet kuruluşları, sözleşmeli yükleniciler ve araştırmacılar arasında haberleşmeyi temin maksadıyla tasarlanmış ARPANET denilen bir Amerikan hükümet (askeri) şebeke sistemiydi.İnternet dünya bilgisayarlarını birbirine bağlama aracı olup, tüm dünyadaki bilgisayarların birbirleriyle haberleşmesine imkan veren ortak bir elektronik dil ve kurallar dizisi sağlar. O sadece yeni bir küresel haberleşme aracı değil, ayrıca yeni bir küresel bilgi kaynağıdır. Mesafenin bu siberuzayda önemi yoktur. Caincross (1997) bu durumu “mesafenin ölümü” olarak tanımlar ve İnternet’in bir ruhsat veya izin gerektirmeksizin serbestçe herkes tarafından kullanılabilecek bir kamu sektörü ürünü ve kamu malı olduğunu iddia eder . O merkezi bir komutaya sahip değildir. Onun trafiği telekomünikasyon firmalarından kiralanan telefon hatları üzerinde işler ve bu firmaların bundan dolayı sorumluluğu yoktur. İnternet hiç kimsenin malı değildir. O sahipsiz bir alandır. Hiç kimse İnternet’in maliki değildir, hiç kimse O’nu yönetmez, koruyucu veya düzenleyici olarak davranmaz. Herhangi bir kimse tarafından İnternet üzerinden bir çağrı gönderilebilir veya bir alan ve bir bilgi dosyası yaratılabilir ve öbür kullanıcıların girişine açık olarak bir bilgisayar üzerinde tutulur.
İnternet’in sınırları yoktur, etkisi ulusal sınırları aşar ve O herhangi bir ulusal devletin egemenliği altında değildir. Bununla birlikte İnternet bir termonükleer saldırıdan kurtulabilecek bir iletişim sistemi yaratmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı’nca geliştirilmiştir ve gelişimi orijinal akademik ve askeri amacının çok ötesine ulaşmıştır. İnternet jeopolitik, ekonomik ve sosyal sınırları baypas yeteneğine sahip olup bu özelliği nedeniyle son on yılda potansiyel olarak geleneksel siyaset, sosyal düzen ve kurallardan azade yeni bir kamusal alana doğru gelişme göstermiştir. O, haberleşmede, geniş bir hükümranlık alanında hemen hemen hiç sınırlama olmaksızın potansiyel olarak sınırsız sayıda insana ulaşabilen önemli bir atılım yaratmıştır. Wall (1999) bu durumu “Şişesi olmayan yeni şarap” örneği ile tasvir eder.
İnternet sayesinde bilgi ve yeni fikirler dünyanın en ücra köşelerine eskisinden daha süratli bir şekilde ulaşabilir. Cairncross (1997)’a göre, fakir ve gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin uzun zamandan beri istifade ettikleri bilgilere şimdi ulaşma fırsatına sahip olabilmekteler. Küresel ticaret büyüdükçe, ülkeler ekonomik olarak birbirlerine daha bağımlı olacaklar ve insanlar daha serbest haberleşecek ve dünyanın başka bölgelerindeki fikir ve idealleri daha fazla öğreneceklerdir. Bu gelişme hoşgörü ve anlayışı artırabilir ve eninde sonunda dünya barışını geliştirebilir.
Diğer taraftan, İnternet zenginle fakir, sahip olanla olmayan arasında yeni bir bölünmenin sebebi olabilir. Bu bölünme ülkeler arasında olduğu gibi ülkelerin kendi içinde de görülebilir. Bu aynı zamanda gelişmiş ve geri kalmış olan dünya ülkeleri arasındaki uçurumu da keskinleştirebilir ve toplumların içinde yeni bir sosyal dışlama yolu da olabilir.
Wall (1999) İnternet’in sosyal, ekonomik ve politik açıdan birbirleriyle ilişki kurmaları ve etkileşimleri açısından bireyler için daha çok fırsat yarattığını savunur. Tarihte ilk defadır ki bireyler kendi yaşam tarzları ve ilgi alanlarına göre serbest bir şekilde sosyal ilişkiler geliştirebilirler. “Bireyler şimdi iki boyut yerine üç boyut içinde çalışabilirler, yani örneğin, büro siyaseti olmaksızın büro işi yapmak ve yeteneklerin fiziki olarak konuşlandırılması yerine maksimize edildiği yerlerde çalışmak mümkündür” (Wall, 1999, s.107)
Bell (1989)’e göre, bu serbest şartlar altında fertler kendi haberleşme modlarını yaratabilir ve kendi yeni toplumlarına sahip olabilirler. İnsanlara hitap eden kanal sayısı arttıkça, insanlar büyük bir kültürel ifade çeşitliliğine ve farklı yaşam tarzlarının artışına tanık olacaklardır. Diğer taraftan Cairncross’a göre (1997, s.95) İnternet’in dil ve kültürü çarpıcı biçimde Amerikandır ve Amerikan kültürünü yayma aracıdır: “Onun, hükümet kontrolüne karşı tutkulu direnç, eşitlikçilik ve bireyciliğin teknokratik tuhaf karışımının bütünü yabancıların çoğuna özbe öz Amerikan görünmektedir. O Amerikan fikir ve davranış biçimlerinin dünyanın diğer bölgelerine ihracının güçlü bir aracıdır.
”Buna ilaveten, Lyon (1994) bilgisayarın modern dünyadaki artan etkisinin birileri tarafından gelecek için büyük bir vaat, bazılarınca da aşırı bir tehdit unsuru olarak görüldüğünü ifade eder. İster bir telefon konuşması yapma, isterse sosyal yardım talep etme, işyerine girme veya bir kredi kartı kullanma olsun bugün birçok günlük aktivite gün be gün kaydedilip izlenmektedir. Bilgisayarlaşmak devlet ve piyasa dahil tüm organizasyon biçimlerinin gizli izleme kapasitesini çok büyük ölçüde genişletmiştir. Elektronik bilgi sistemlerinin sosyal düzen üzerindeki etkisi bugün devasa boyutlardadır. Gizlice izlemek çağdaş toplumların bir ana olgusudur. Fakat bilgi teknolojisinin rolüne dair ne iyimser ne de kötümser bakış açısı yeterince nettir. Gerçek durum çok daha karmaşık ve ayrıntılıdır. Bilgi güçtür. Bilgiyi kontrol edenler insanları da kontrol ederler. Zenginler ve güçlüler daima bilgiyi kontrol altında tutmuşlardır, ancak İnternet bunu değiştirmiştir ve birçok eylemciyi çokça heyecanlandıran da bu durumdur. (George, 1999)
Yeni bir bilgi kaynağı ve açık giriş ortamı olarak İnternet’in güç (iktidar) ilişkilerinin karakterini değiştirdiği iddia edilebilir. İnsanoğlunun tarihinde ilk defa bir ortama eşit şartlar altında girmek ve yarışabilmek ve her hangi bir din, ırk, cinsiyet, sınıf kısıtlaması olmaksızın kendini ifade etmek fırsatı hasıl olmuştur.
Cairncross (1997) bilgi teknolojisinin politikacılar ve yönetilenler arasındaki ilişkiyi değiştireceğini savunmuştur. Serbest haberleşme hükümet ve onun vatandaşları arasındaki iktidar dengesini bir çok yeni tarzda değiştirecektir. Vatandaşlar daha iyi bilgilendirilebilir, görüşlerini daha iyi anlatabilirler. Etkili bir politik katılım için iyi bilgi esastır ve İnternet bilgiyi eskisinden daha rahat ulaşılabilir hale getirmektedir. O, aynı zamanda insanların daha geniş bir bilgi yelpazesine ulaşmasını sağlar ve bu, özellikle ulusal medyanın hükümet tarafından kontrol edildiği veya ön yargılı davrandığı baskıcı ülkeler için önemlidir. Bilgi şimdiye kadar olduğundan daha ucuza elde edilebilir. Kamusal olarak temin edilebilir bilgiye ulaşmak artık seçkinlerin bir imtiyazı değildir. Sıradan vatandaşlar hayatlarını etkileyen gerçekleri daha kolay keşfedebilirler. Bu sürecin bir sonucu olarak, bürokrasi kültürü değişebilir. Politikacılar daha esnek olabilir ve bilgiyi toplumla daha geniş biçimde paylaşabilir. Vatandaşların bilgiye rahat ulaşmaları hükümetleri daha duyarlı, açık ve dürüst yapabilir. Böylece insanların bir tartışmanın diğer tarafını da dinlemeleri fırsatı olacağı için, hükümetlerin propagandaları daha az inandırıcı olacaktır. İnternet’in insanlara sunduğu, pahalı olmayan bir yolla alternatif haber kaynaklarına ulaşma ve global bilgi kaynaklarına giriş olanağı fanatiklik, dini ve ulusal ön yargılar ve savaş çığırtkanlığının güçlü bir panzehiri olabilir. Özellikle yerleşik demokrasilerde insanlar politikacılara ve hükümete kendi görüşlerini daha doğrudan yansıtabilecekleri için halkın temsilcileri ve yöneticiler kamuoyu yoklamalarına karşı daha duyarlı ve sorumlu olabilirler. Diktatoriyel rejimler altında yaşayan insanlar dünyanın öbür parçaları ile daha rahat ilişki kurma fırsatını bulabilirler.
Cairncross’tan farklı olarak Davies (1996) “yeni teknolojik düzen”i bireysel özgürlükler için gerçek bir tehlike olarak görür ve hükümetlerle şirketlerin sessizce bir gizli izleme ağı kurduklarını iddia eder. Polis sistemi ve video kameralara ilaveten bilgisayara dayalı bir dizi gizli izleme aygıtı vasıtası ile kitleleri gizlice izleme ağı büyümektedir. Gizli izleme sistemi karı azamileştirmek, verimliliği artırmak, ulusal güvenliği güçlendirmek ve kolluk kuvvetlerine hizmet etmek üzere tasarlanmışlardır. Ancak bu ağ hayatımızın birçok yönünü etkilemektedir. Haklar ve özgürlükler gün be gün azaltılmakta, ancak insanların çoğu bu tehlikenin farkında değil. Harcamalarımız, hayat tarzımız ve tercihlerimiz, mekansal hareketlerimiz bilgi bankalarına yüklenmektedir. Bilginin hükümet ve iş dünyası tarafından paylaşılması amacı ile tüm bilgisayarlar birbirine bağlanırken bireysel özgürlüklerimize meydan okuyan tehlike ve riskler artmaktadır. Tehlike gerçektir ve sınır tanımamaktadır. Birkaç yıl içinde hepimiz yeni teknolojik düzenin bahtsız özneleri konumuna indirgenebiliriz.
Aldatıcı meşrulaştırma faaliyeti karşı koymamızı zorlaştırmaktadır. Gizli izlemenin genişlemesi er geç buna izin veren iktidar seçkinlerine güvensizlik doğuracak ve vatandaşları devletten uzaklaştıracaktır. Açıktır ki böyle bir gelişme kaçınılmaz olarak vatandaşların güvenine dayanan demokratik devletlerin altını oyacaktır.
Diğer taraftan, neredeyse sonsuz fırsatlar sunan ve duvarları ve fiziki boyutları olmayan bir ortam olarak İnternet iş dünyasının iştahını kabartmakta ve artan bir şekilde rekabet ve güç mücadelesine sahne olmaktadır. İş dünyasının yanısıra, İnternet siyasi aktörlerin giriş ve denetimi için yeni bir alan ve iktidar oyunu oynamaları için yeni bir fırsattır. Whittle (1997, s.44)’ın dediği gibi “iş adamları ve fırsatçılar her jenerasyonda bir kısmet olabilecek bu fırsatı siberuzayda elde edilebilecek güç ve kar için sömürmek amacıyla, rekabet avantajı elde etmenin telaşı içindeler” Bu da “entelektüel arazi kapma” (Boyle, 1996, s.125) mücadelesini kızıştırmakta ve “zuhur etmekte olan bilgi sermayesinin siyasi iktisadı yeni çıkarların yaratılmasına ve kabul edilebilir davranışlarla sapkın olanlar arasında yeni ayırımların ortaya çıkmasına sebep olacaktır.” (Wall, 1999, s.105)
2. SİBERUZAYIN JANUS YÜZÜ: SİBERSUÇ
Wall (1999)’ın açıkladığı gibi, geleneksel suç eylemleri bazı ortak özellikler gösterirler:
1. Gerçek zaman içinde meydana gelme eğilimi gösterirler.
2. Tanımlanmış coğrafik ve sosyal sınırlar dahilinde meydana gelme eğilimi gösterirler.
3. Ciddi dolandırıcılık ve beyaz yaka suçlarının çoğu hariç geleneksel suçlarla ilgili tartışma esas olarak çalışan sınıf alt kültürü üzerinde odaklaşmıştır.
4. Neyin bir suç oluşturduğu veya neyin oluşturmadığına dair üzerinde uzlaşı sağlanmış bir dizi nüve değer vardır.
5. Geleneksel suçbilimi (kriminoloji) suç veya mağdurdan ziyade genellikle suçlu odaklıdır.Buna karşın, sibersuç bir kaç açıdan suç eylemlerine ilişkin geleneksel anlayışımızdan farklılık arzetmektedir.
1. O; zaman, mekan veya yer ile mukayyet olmadan meydana gelir ve kolayca tanımlanabilecek sınırlara sahip değildir, yargı çevrelerini aşar ve anlıktır.
2. Şimdiye kadar kamuoyunun üzerinde uzlaştığı bir değerler dizisine sahip olmadığından tartışmalıdır.
3. Kanunlaştırılma açısından dikkate değer teknik bilgi gerektirir.
4. Neyin bir sibersuçu oluşturduğu neyin oluşturmadığına dair üzerinde uzlaşı sağlanmış bir dizi nüve değer yoktur.
5. Sibersuç üzerindeki tartışmalar büyük oranda suç odaklı olma eğilimindedir.
Şimdiye kadar, sibersuçu tanımlamak ve sınıflandırmak için çok az girişim olmuştur. Bazıları suçlu üzerinde odaklaşırken, diğerleri özel davranışlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ana problem, bu tanımların İnternet’in gelişiminin erken aşamalarında şekillenmesidir. İnternet’in hızlı ve sofistike gelişimi, sınıflandırmada daimi bir revizyonu gerektirir, çünkü ,tekno-sosyal değişim katı ve hızlı sınıflandırmaları aşındırmaktadır.
Sibersuçun failleri ve kurbanları
Sibersuçun failleri sanal dünyanın hukuk kurallarını ihlal eden siberuzay sakinleridir. İnternet’in ilk günlerinden itibaren, “hekır” terimi siberuzayın suçlularını ve sapkınlarını temsil etmek üzere geniş çapta kullanılmıştır. Bununla birlikte “hekır” kavramın üzerinde fikirbirliği de oluşmamıştır. Yasal açıdan, Cullen (1997), popüler kültürde “hekır” ifadesinin gayrımeşruluğa işaret ettiğini, ancak zorunlu olarak kanundışılığı içermediğini ifade eder. “Hekır” ifadesi, William Gibson’ın 1982’de yazdığı Neuromancer adlı romanında, siberuzayın tüm sakinleri için jenerik bir ifade olarak popülerlik kazanmıştır, fakat bu ifade esas itibariyle giriş kodu veya yasal şifresi olmadan bilgisayar sistemlerinde saklanan verilere ulaşmak isteyen ve dolayısı ile kişi veya organizasyonların alanlarına ve mülklerine tecavüz eden kullanıcılar için kullanılagelmiştir. Bir metafor olarak yetkisiz giriş manasına gelir ve bir sibersuça işaret eder. Ceza hukuku terimlerine göre “heking” eyleminin iki açık türü tanımlanabilir. Birincisi, bir ücret karşılığı halka sunulmuş olan bilgileri ihtiva eden bir başkasına ait bilgisayara giriş ile ilgilidir. Hekır herhangi bir ödeme yapmadan bilgi ele geçirmek istemektedir. İkinci tip ise halka açık olmayan bilgilere yetkisiz giriş yapmayı içerir. Kamuoyu, heking eylemini şaka olsun diye çalınan bir arabayla gezinti yaparken topluma veya üçüncü şahıslara azıcık zarar vermeye benziyen bir suç olarak algılama eğilimindedir. Ancak, tanımlanan her iki durumda da heking bir çeşit hırsızlık, bilgi değiştirme, mahremiyeti ihlal, virüs ekme veya bilgisayarın hafızasında bulunan bilgilere diğer yollarla zarar vermedir ki bunların sonuç olarak hatırı sayılır mali kayıplara sebebiyet vermeleri muhtemeldir.
Wall (1999, s.110) hekingin ilk günlerinden bugüne kadarki gelişimine farklı biçimde yaklaşımlara dikkat çeker ve hekırı “Tüm bilgilere giriş özgürlüğü olduğu inancıyla birlikte yüksek seviyede ihtisaslaşmış bilgiye” sahip bir kişi olarak tanımlar.
“Başlangıçta hekırlar Amerikan ruhunun öncüleri ve gençliğin dahileri olarak alkışlanmış ama sonradan şeytan olarak görülmüşlerdir. Bunların yetenek ve inançları şimdi geniş çapta, siberuzay üzerinde tekelci bir denetim kurma girişiminde bulunan iş dünyası ve devletin çıkarlarına karşı bir ana tehdit olarak görülmektedir.
”Diğer taraftan, Penfold (1998) hekırlar için daha pozitif bir yaklaşımla onların, sistemleri merak edip derinlemesine öğrenmek isteyen ve bunları gerek kendileri ve gerekse başkaları yararına sunmaya çalışan kişiler olduğunu söyler. Birçok yazılım firması kendilerine bir ek avantaj sağlamak amacı ile kendi ürünlerine ilişkin bazı detayları saklı tutmayı yeğlerler. Örneğin, bir dosyayı diğer dosyaya formatlamak zorsa, kullanıcı bu iş için rakip firmanın ürettiği benzeri ürünü satın almaktansa ürünü aldığı yere bağlı kalmayı tercih eder. Hackerlar dönüşümün nasıl yapılabildiğini bulmakla, yeni başlayan firmalarla eski büyük firmaların fiyat ve servis konusunda rekabetlerini ve hareket sahalarını dengelerler.
Siber suçun failleri sadece hekırlar değil, siberpanklar, organize suçlular, teröristler, siberhırsızlar ve sibercasuslar da bu kapsamdadır.Hatta hükümetler ve iş alemi bile mahremiyeti ihlal ettikleri durumlarda fail olarak tanımlanabilirler.
Sibersuçun kurbanlarının da sanal alemin sakinleri olduğu bir gerçektir. Wall (1999)’a göre sibersuçla ilgili tartışmalar şimdiye kadar kurbanlardan ziyade suçlar üzerinde odaklaşmıştır. Sibersuç kategorilerinin her biri belli bir kurban grubuna işaret eder ve gruplar arasında zorunlu bir iç tutarlılık yoktur. Kurbanların statüsü,mağduriyet düzeyi ve grup ortaklığı siber kurbanların çeşitliliğini etkiler.Bireyler gibi şirketler, örgütler, gruplar hatta bütün bir toplum sibersuçun kurbanı olabilir.Bu, kimin sibersuçlularca hedef seçildiğine veya kimin sibersuçtan zarar gördüğüne bağlıdır.
Sibersuç vasıtasıyla sosyal düzene meydan okuma
Sibersuç mevcut sosyal düzene bir tehdit veya meydan okuma olarak görülebilir. Bireyler gibi sosyal düzenin siyasi organı (devletler/hükümetler)ve ekonomik organı (iş dünyası) sibersuçlular tarafından hedef seçilebilir. Bir diğer açıdan, nefret ifadeleri (hatespeech) İnternet’te kendisine yer bulup O’nu bir ifade aracı olarak kullandıkça sibersuç sosyal bütünlük ve uyuma bir meydan okuma haline gelebilir.Çocuk pornografisi çoğalıp İnternet üzerinden temin imkânı arttıkça çocuklarda sibersuç tehdidi altına girmekteler. Bütün bu tartışmaların içerisinde, mahremiyet siberuzayın en tartışmalı konusu olarak ortaya çıkmaktadır.
Bir haberleşme aracı ve bilgi ortamı olarak İnternet çok sayıda farklı kullanıcı tarafından çok farklı amaçlar için kullanılabilir. Dijital çağımızda İnternet üzerindeki tüm sayısal bilgiler izinsiz giriş, hırsızlık ve imhaya açıktır. İnternet’in en büyük kullanıcıları ulusal devletlerdir. Askeri ve savunma ilgisinin bir sonucu olarak, İnternet tüm ulusal savunma ve askeri örgütleri tarafından kullanılır. Devletler genellikle ve haklı olarak savunma ve güvenlik açısından İnternet’ in kullanımı konusunda bir hayli şüphecidirler. Hekırlar Mathew Bevan ve Richard Pryce olayı savunma ve güvenlik ağ sistemlerinin saldırıya açıklığına iyi bir örnektir.Onlar Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri ve savunma müteahhitlerinin bilgisayarlarına nüfuz etmek suretiyle bu saldırıya açıklığı teşhis ettiler. Pryce bunu “Biz güvenlik sistemlerinin ne kadar gevşek olduğunu göstermekle onları utandırdık ve bizi büyük bir güvenlik tehdidi olarak göstermelerinin sebebi de budur (Ungoed-Thomas,1998 S.1) şeklinde ifade etmekte ve soruşturma sırasında Amerikan askeri kaynaklarınca “dünya barışı için Adolf Hitler’den daha büyük bir tehdit” (Gunner,1991 S.5) olarak suçlandıkları gerçeğine işaret etmektedir.
İnternet siyasi maksatlarla hekırlar, siberpanklar, casuslar, teröristler, organize suçlular, siyasi muhalifler ve siyasi aşırılar tarafından kullanılabilir ve yönetici elit tarafından bir meydan okuma olarak algılanabilir.
Yukarıda açıklanan hekırler olayında, İnternet savunma ve güvenlik sırlarına izinsiz giriş aracı olarak kullanılmıştır.
Siberuzayın nihilistleri olarak siberpanklar da siyasi düzene bir meydan okuma olarak görülebilir. Onlar düzen karşıtıdırlar ve kendilerine aykırı gelen hedeflere kasıtlı olarak zarar verebilirler.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yetenekli kullanıcıları olarak savunma ve güvenlik ağ sistemlerine izinsiz girişe muktedir bir güçtürler ve düzen karşıtı özellikleri nedeniyle tüm yerleşik düzenlerin imhası gerektiğine inanırlar. 1997’de Birleşik Krallık’ ta (Britanya) Muhafazakar ve İşçi partilerinin Web sitelerine girildi ve siteler yanıltma amacı ile değiştirildi. Ancak bu eylemin sadece bir şaka veya sitelerin sahibi örgütleri destabilize etmek gibi politik amaçlı bir eylem olup olmadığını söylemek güç olmakla birlikte, bu siberpank eylemlerinin tipik bir örneği olarak yorumlanabilir. İkinci örnek, belli bir işlevi tahrip etmek veya çalışmaz duruma getirmek için virüs, kurtçuk, Truva atı veya mantık bombası bırakmak amacı ile bir siteye girmektir (Wall, 1999).
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin uzman kullanıcıları istihbarat servislerince casusluk amacı ile kiralık asker olarak kullanabilirler. Ulusal güvenlik ve savunma altyapısı bilgi teknolojisi ile ilişki kurdukça, izinsiz giriş, çökertme veya bozma tehdidi ile karşılaşabilir. Dijitalizasyon yaygınlaştıkça, bilgi savaşı, savaşın yeni bir biçimi olarak tezahür etmektedir. Thomas ve Loader (2000, s.219),
“Bilgi ve İletişim Teknolojileri(BİT)nin askeri strateji ve planlamayı kapsaması, BİT’ni sibersuçun en son türünün, bilgi savaşının hedefi haline getirdi. Bilgi savaşı, iletişimi sakatlamak veya müdahale etmek, bilgiyi çalmak veya teknolojinin kendisini sakatlamak gayretiyle BİT’ni ve bilgi alt yapısını hedef alır.” demektedirler.
Terörizm açısından, siberuzay teröristler için verimli bir eylem alanı olabilir. Bu durumda İnternet, terörist örgütlerce üç şekilde kullanılabilir. Birincisi, onlar, siberpankların yaptığı gibi, İnternet’i ulusal güvenlik ve hükümetlerin askeri sırlarına saldırı için bir ortam olarak kullanabilirler. Dahası, Wall (1999)’ın ifade ettiği gibi, vergi kodları, sosyal güvenlik ödemeleri, ulusal sigorta kodları veya emeklilere ait bilgiler gibi devletin iktisadi bilgisayar sistemlerine bir saldırı uzun dönemde askeri sistemlere saldırıdan daha ciddi etkilere sebep olabilir. Sonuç, halk ile devlet ilişkileri üzerinde telafi edilemez zararlara yol açarak halkın hükümete güvenini ortadan kaldırır ve bir bütün olarak toplumu destabilize eder. İkincisi, teröristler şifreleme sistemleri vasıtası ile İnternet’i kendi gizli bilgileri için bir iletişim aracı olarak kullanabilirler. Üçüncüsü, İnternet’i bomba yapımı ve diğer askeri teknolojiler için bir bilgi aracı olarak kullanabilirler.
Organize suçlulara gelince, teröristler gibi onlarda İnternet’i kendi eylemleri için güvenli haberleşme aracı olarak kullanabilirler. Ek olarak, İnternet gizli elektronik işlemlere imkân vermek suretiyle kara para aklamayı kolaylaştırır. Yukarıda zikredildiği üzere, yine şifreleme gizli ve zararlı illegal amaçlar için güçlü bir araç olarak kullanılabilir.
Baskıcı rejimlere sahip ülkelerde, İnternet siyasi muhalifler için dış dünya ile ilişki kurma aracı ve kendi siyasi görüşlerini ve inançlarını ifade etme ortamı olduğu gibi, yardım isteme amacı ile birbirleriyle ve dış dünya ile iletişim kurma aracıdır. Bundan dolayı, İnternet ilgili hükümetler tarafından tehlikeli bir araç ve devletin bir düşmanı olarak algılanabilir. Onların O’nu kesme veya sınırlama girişimi bu çabanın imkânsızlığını kanıtlar, çünkü günümüzün küresel dünyasında uluslararası ekonomi ve ticaretin zorunlulukları, tüm uluslar arası telefon görüşmelerini kesme dışında (ki bu ilgili ülke ekonomisi üzerinde öldürücü bir etki yapar) hükümetlere böyle bir politikayı uygulama izni vermez.
Thomas ve Loader (2000) İnternet’in özgür ifade için serbest bir araç sağladığını ifade ederler. İnternet üzerinde fikirlerin açıklanması ve yayılması eskiye göre daha kolay ve hızlıdır. Tüm siyasi guruplar bu özgür ortamdan yararlanmaktadırlar. Şövenizm ve ırkçılık gibi siyasal fikirlerin en uç biçimleri yeni sorunlar doğurmakta ve ifade özgürlüğü ile kamu güvenliği arasında bir denge bulmak için bizi zorlamaktadır. Özgür ifade prensibi asla illegal eylemlerin yaptırımsız kalmasına imkân verme anlamına gelmez, ancak bireysel vicdan ve inanç özgürlüğü ve inançların açıklanmasının hukuk tarafından ayrımsız korunması anlamına gelir.
Bilgi ve iletişim teknolojileri, büyük miktarda bilgiyi pahalı olmayan bir biçimde ve anonim olarak hızla yaymak için vasıta temin ederler. Başka türlü denetlenme, sınırlanma veya illegal olarak damgalanma ihtimali olan bilgi İnternet üzerinde serbest bir şekilde dağıtılır. Bilginin ulusal sınırları geçişi siyasi ifade açısından problemler doğurur. Bir ülkede veya yargı çevresinde zararlı veya illegal olarak telakki edilebilen bir şey, başka bir ülke veya yargı çevresinde sınırlama veya soruşturmadan muaf olabilir, hatta çok iyi karşılanabilir. Bir diğer problem şudur ki, bilgi ve iletişim teknolojileri siyasi uçlar için haberleşme ağı sağlar ve bu gibi gruplara hareketlerini organize etme imkânı verir.
Whine (2000)’ın dediği gibi, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve kalkınmış dünyanın başka yerlerinde beyaz üstünlükçüler, milisler, neo-Nazi gruplar, ırkçılar ve Hıristiyan fundamentalistler gibi bazı siyasi uçlar açısından İnternet’i kendi ideolojik ilgilerini yayma araç olarak kullanmada artan bir eğilim vardır. İdealler, fikirler, planlar ve nefret ifadeleri İnternet aracılığı ile yayılmaktadır. Onlar genellikle, beyaz olmayanların ikameti, ulus-ötesi ilişkilerin gelişimi, yabancı işçiler ve iltica isteyenler konusunda hükümetlere ve onların politikalarına karşı bir ideolojik muhalefet geliştirirler. Bilgi ve iletişim teknolojileri onlar arasındaki ilişkiyi kolaylaştırır ve arttırır.
İlaveten, İnternet pornografi failleri için emin bir sığınak olarak görülebilir.Çocuk pornografisi dahil pornografi İnternet üzerinde geniş bir biçimde temin edilebilir.Pornografi bazen hükümetlerin İnternet’in muhtevasını düzenleme ve sınırlama amacının mazereti olarak görülebilir. Öte yandan, pornografinin failleri kendilerini ifade özgürlüğü alanı içinde savunma eğilimindedirler. Whittle (1997,s.83) bu fikre şiddetle muhalefet eder:
“Pornografiyi özgür ifade ve pornografları sanatçı olarak görenler büyük resmi gözden kaçırabilirler. Kadınların ve çocukların objeleştirilmesi ve sömürülmesini haklılaştıracak ne olabilir? Özgür ifadeyi müstehcenliğin rasyonali olarak görmek, silah taşıma hakkını silahlı soygunun meşruiyeti olarak görmek kadar anlam taşır.
“Siberuzay bir toplumun iktisadi düzenini destabilize etmek, şirketlerin dijital altyapısını tahrip etmek, şirketlerin olduğu kadar bireylerin de ekonomik çıkarlarına zarar vermek için kullanılabilir. E-ticaretin yükselişine paralel olarak, siberuzayda bu yeni ticaret dünyasının fırsatlarını suiistimal etme eğilimi de yükselmektedir.
Siberuzay, çalmak veya tahrip etmek amacı ile şirketlerin ticari sır ve teknolojik bilgilerine nüfuz etmek için de kullanılabilir. Bunların ilki ekonomik casusluk olarak görülebilirken ikincisi ekonomik terörizm olarak adlandırılabilir.
Siberuzayda yaratılan ve sakinlerince değer affedilen fikri mülkiyete (ticari marka, telif hakkı ve patentler) saldırı Wall (1999) tarafından siberkorsanlık olarak kavramlaştırılmıştır. Siberuzayı gerçek dünyadan farklılaştıran önemli karakteristiklerinden biri parasal değerlerin objelerden ziyade fikirlere bağlı olmasıdır. Ekonomik eylem kültürel değerlerin sebebi olmaktan ziyade sonucudur. Üretken fikirler pahalı fiziki girdiler olmaksızın gerçekleştirilebilir. Ticari marka ve alan isimleri gibi fikri mülkiyetin çeşitli biçimleri bu sanal dünyanın “gayrı menkul”leridirler.
Dolandırıcılık, gerçek dünyada ticaretin olduğu herhangi bir alanda olduğu gibi İnternet’in de bir diğer problemidir. Sanal dünya açısından, bu siberdolandırıcılık olarak kavramlaştırılabilir ve İnternet üzerinde bir siber-alışveriş çarşısında eşya satın almak için bir kredi kartının varlığını gerektirir. Bununla birlikte Wall(1999) ‘a göre bu, dolandırıcılık amacı ile kredi kartının normal kullanımından iki şekilde farklılık arzeder: Birincisi, İnternet üzerinden alışveriş yapmak için suçluların bir fiziki kredi kartına sahip olmaları gerekmez. Kart numarası, kart malikinin ismi ve son kullanma tarihi atılmış bir kredi kartı makbuzundan elde edilebilir ve bunlar eylemi gerçekleştirmek, yani suçu işlemek için yeterlidir. İkincisi,bu suçun kontrolü karmaşıktır, çünkü eylem bir yargı çevresinde başlayabilir ve suç bir diğer yargı çevresinde işlenebilir.
Sibersuça cevap
Merkezi bir denetime sahip olmamasına rağmen, İnternet’in kuralsız bir yer olmadığı iddia edilmektedir. Gerçek dünyada hukuka uygun olarak kabul edilebilir olan, sanal dünyada da kabul edilebilirdir ve gerçek dünyada suç olarak görülen sanal dünyada da suç olarak görülebilir. İnternet, pornografinin dağıtımı gibi bazı kriminal eylemleri daha kolaylaştırmakla beraber, temelden yeni tip kriminal davranışlar yaratmamıştır. İnternet legal bir boşluk içinde varlığını sürdürmemektedir, ‘off-line’da suç addedilen ‘on-line’da da suçtur (Cullen 1997).
Bununla birlikte, bir ulusal yargı çevresi dahilinde olduğu müddetçe insanlar İnternet’te yayınladıkları bilgilerden dolayı sorumlu tutulabilir ve mevcut ulusal hukuk etkili olabilir. Ancak İnternet’in sınır aşan özelliği, tek bir hükümetin kendi başına sibersuçla mücadelesini zorlaştırmıştır. İnternet’in muhtevasını ulusal sınırlar içinde, ulusal düzenlemelerle kontrol etmek hemen hemen imkânsız görünmektedir. Bu tüm uluslararası telefon görüşmelerinin kesilmesini gerektirir ki bütünleşmiş bir küresel ekonomide hiçbir ülke böyle radikal bir karar almaya cüret edemez. Küresel dünyamızda, ekonomi ve uluslararası ticaretin zorunlulukları İnternet’e girişin yasaklanmasını hemen hemen imkânsız hale getirmiştir. İnternet üzerindeki bazı zararlı veya kriminal muhtevayı önlemek her ülkenin bireysel inisiyatifinden daha çok uluslararası anlayış ve işbirliğini gerektirir. Geçmişte, örneğin çocuk pornografisinin televizyon ekranlarından uzak tutulmasını sağlamak kolaydı, çünkü televizyon yayını bir tekel veya bir avuç firma tarafından sağlanıyordu. Ancak şimdi, sınırları denetlemek daha çetindir. Özgür fikirleri hava dalgalarının dışında tutmakta baskıcı hükümetler zorluklarla yüz yüzedirler, ancak demokratik hükümetler de pornografi, ırkçılık, dolandırıcılık veya iftirayı önlemekte zorlanmaktadırlar. İletişimin küreselleşmesi çocukları korumak, mahremiyeti muhafaza etmek, terörizm ve organize suçu önlemek üzere tasarlanmış ulusal hukukların tüm türlerinin uygulanmasını daha zor hale getirmiştir (Cairncross, 1997).
Hükümetler haklı olarak suçtan korkarlar, özellikle terörizm ve organize suçun uluslarötesi özelliği bu korkuyu artırmaktadır. Bu eskisinden daha çok uluslararası işbirliği gerektirir. Telekomünikasyonun küreselleşmesi, uluslarası ticaret ve sanayinin birbirine bağlanması, insan hakları bilincinin yükselişi hükümetleri birlikte hareket etmeye zorlamaktadır. İnternet üzerindeki terörist eylemler, organize suç, ırkçılık, şövenizm, dolandırıcılık, pornografi ve çocuk pornografisi gibi edep dışı içerik, intihar ve tecavüze teşvik, taciz, iftira ve kara çalma tamamen önlenemeyebilir, ancak uluslararası anlayış ve işbirliği yoluyla sınırlanabilir ve yargılanma riski kullanıcıları veya failleri caydırabilir.
Öte yandan ülkelerarası farklar ortak hukuki bir çözüm bulmak veya genel bir kanun veya düzenleme getirmeyi zorlaştırmaktadır. Her ülke farklı bir tarihi, kültürel, siyasal, dini ve manevi arkaplana sahiptir. Bir ülkede hukuki veya uygun görülen bir davranış başka bir ülkede uygunsuz veya illegal olarak görülebilir. Bir örnek olarak, bir pornografik görüntü herhangi bir İskandinav ülkesinde normal veya legal olarak görülebilir, aynı resim Britanya’da veya başka bir yerde illegal veya uygunsuz olarak görülebilir.
Daha ötesi, bir ülke dahilinde farklı kültürel beklentiler olabilir ve bunların bir konuyu, bizim bağlamımızda sibersuçu, düzenleme açısından etkili ve kabul edilebilir bir sonuca ulaşmak için dikkate alınmasında fayda bulunmaktadır. Ülkeler içindeki veya ülkeler arasındaki kültürel, tarihsel, siyasal, dini ve manevi farklılıkları hesaba katmak, uluslararası işbirliği ve dayanışma kadar değerlidir. Aksi taktirde ulusal ve uluslararası düzenlemelerden fayda sağlamak çok zor görünmektedir. İnsanlar kendi kültürel arkaplanları, inanç ve gelenekleri hakkında hassas oldukları için, onların rızası dışında onlara herhangi bir düzenlemeyi dayatma yoluyla arzu edilir bir sonuca ulaşmak zordur. Ülkeler içindeki ve arasındaki kültürel farklılıkları görmek yönetici elite daima yönetilenlerin iç dünyasını anlama ve karşılıklı anlayış ve rızaya dayanan arzu edilebilir, kabul edilebilir ve uygulanabilir bir çözüme ulaşma fırsatını yaratma kanallarını açabilir.
Bizim müşterek insanlığımız için esas olan saygı, kültürel farklılıklara zorunlu saygıyı gerektirir. Bu temel saygı bir siberuzayın inşasında yaşamsaldır ve bireylerin siberuzaydaki ilişkilerinde yıkıcı olmaktan ziyade yapıcı olacaktır (Whitle, 1999). Kültürel farklılıkları akılda tutmanın yanı sıra, bütün insanlığın ortak zeminine vurgu yapılmalı ve insan türünün ortak geleceğine ve kaderine dikkat çekilmelidir. Tüm kültürler ve tüm insanlar genellikle farklı noktalardan ziyade ortak noktalara sahiptirler.
Bütün bu tedbirlere rağmen sibersuçla mücadelede güçlükler vardır. İnternet suçlular için paha biçilmez bir iletişim ortamı sağlar. Onlar birbirleri ile haberleşebilir ve İnternet üzerinde kolluk kuvvetlerinin müdahalesi olmaksızın kendi işlerini organize edebilirler. İnternet üzerindeki kriminal haberleşmeye bu dokunulmazlığı sağlayan şifreleme teknolojisi, diğer bir tabirle kriptografidir. Hükümetler suçluların İnternet üzerinde kriptografiyi kullanmalarını önlemek istemektedirler. Bu, şifreleme politikasını sibersuçla mücadele açısından gündemin başına taşır.
3.ŞİFRELEME POLİTİKASI VE ETKİLERİ
Şifreleme, mesajları kodlama ve kod çözme sanatıdır ve yeni bir teknik değildir.Uygulama Julius Caesar’ın generallerine şifreli mesajlar gönderdiği Roma dönemine kadar geri gider. Esas olarak,şifreleme sıradan bir düz metni veya haberi şifreli bir metne dönüştürmek demektir. Bu haberi alan taraf bir anahtar kullanarak şifreli metni çözerek düz metne dönüştürür. İki tarafta uygun anahtara sahip olduğu müddetçe şifre çözerek bir mesajı eski orijinal şekline veya düz metne çevirebilirler. Şifreli haberleşmenin bütünlüğünü sağlamada risk, gizli kalması gereken anahtarın başarılı bir şekilde karşı tarafa aktarılmasını güvence altına almadadır. Bundan dolayı bir şifreli haberleşme ancak anahtarının emniyet ve gizliliği kadar emin ve gizlidir.
Şimdiye kadar izah edilen kriptografik, teknik iki tarafında aynı şifreleme logaritmasını ve aynı özel anahtarı kullandığı özel-anahtar şifrelemesi veya zayıf şifreleme olarak bilinir. Kamusal kriptografi veya güçlü kriptografi olarak adlandırılan bir yeni teknoloji iki anahtar kullanır: Biri kamusal, diğeri özel. Eğer A, B ile haberleşmek isterse B’nin kamusal anahtarını kullanarak mesajı kodlar. Bu mesaj sadece B’nin gizli olan özel anahtarı ile çözülebilir. Benzer biçimde B, A’ya cevap vereceği zaman, A’nın kamusal anahtarını kullanarak mesajı şifreler. Bu mesaj sadece A’nın özel anahtarı ile çözülebilir. Burada güç, şifreleme logaritmasından çok, kullanılan anahtarlar sistemindedir. Bir bireyin kamusal anahtarı hakkındaki bilgi başkalarınca ulaşılabilir olsa da, bu bireyin şifreli haberleşme yeteneğini tehlikeye sokmaz.
Kamusal anahtar veya güçlü şifreleme ulusal güvenlik ve askeri istihbaratı koruma, terörizm ve diğer sibersuçları önleme ve kolluk kuvvetlerinden sorumlu hükümet kurumlarını özel olarak ilgilendirir. Bu tip şifreleme bir çok birey ve özel sektör örgütünce kullanıldığı gibi, İnternet üzerindeki e-posta haberleşmesine yetkisiz girişi önleyen PGP (Pretty Good Privacy) gibi yazılımlar sayesinde e-posta mesajlarının transferinde de kullanılır. (Tavani, 2000) PGP bir güçlü şifreleme programı olup orijinal olarak, hükümetin gizli dinlemelerine karşı bireysel mahremiyeti korumak amacı ile güçlü şifrelemeyi kamu için ulaşılabilir hale getirmek isteyen Amerikalı mühendis Phil Zimmerman tarafından geliştirilmiştir. Bu yazılım daha sonra İnternet üzerinde yayılmış olup, herkes tarafından ve her yerde ücretsiz olarak temin edilebilir.
İş dünyası ticari markayı ve fikri mülkiyeti korumak ve müşteriler ve satıcılarla güvenli bir link kurmak amacı ile şifre teknolojisini kullanır. Bankalar mali transferlerin güvenilirlik ve dokunulmazlığını sağlamak için şifreleme kullanırlar. Kolluk kuvvetleri suçluların polis haberleşmesine sızmasını ve soruşturmaları karartmasını engellemek için şifre kullanırlar. Bireyler kendi güvenilir verilerini ve şahsi iletişimlerini hassis gözlerden korumak için şifre kullanırlar. Suçlular eylemlerini gizlemek ve polisin kendi iletişimlerine sızmasını önlemek için şifre kullanırlar (Denning & Baugh, 2000) İlaveten ulusal güvenlik kurumları askeri ve güvenlik sırlarına ilişkin hayati verilerini korumak için şifre kullanırlar. Diktatoriyel rejimler altında yaşayan mazlum insanlar ve siyasi muhalifler, birbirleri ile haberleşmek,dış dünyayı ve insan hakları örgütlerini kendi durumları hakkında bilgilendirmek ve yardım istemek amacı ile şifre kullanırlar.
Penfold (1998) şifreleme teknolojisinin muhtemelen önümüzdeki uzun bir dönem için siberuzayın en tartışmalı konularından biri olacağını savunur. Problem, şifreleme sistemlerinin sofistike yapıları nedeniyle çözülmelerinin hemen hemen imkânsız gibi görünmesidir. Bu durum onları, organize suç, uyuşturucu kaçakçıları, teröristler ve diğer suçlularla mücadelelerinde artan bir şekilde telefon dinleme ve dijital bilgiye bağımlı hale gelen kolluk kuvvetleri için büyük bir baş ağrısı haline getirmektedir. Onlar da, bir bilgisayar dosyasını okuma yeteneğini kaybettikleri zaman, değerli bir silahlarını kaybetmiş olacaklarının farkındadırlar. Bu nedenle Amerikalılar yazılımların sadece kendilerinin açabileceği “arka kapı” içerecek şekilde katı düzenlemelere tabi olmasında ısrarlıdırlar. Buna anahtar rehin veya anahtar geri alma sistemi denir ve Amerikan popüler söyleminde ‘Clipper Chip’ olarak bilinir.
Veri geri alma anahtarı, mantıken, güvenilirliği esas olan bir hükümet kuruluşu, mahkeme veya bir özel örgüt tarafından elde tutulur. Haberleşmeye veya saklanmış dosyalara girmek isteyen soruşturma ve istihbarat kuruluşları normal olarak bir mahkeme kararını gerektiren uygun kanallar yoluyla başvuru yaptığında anahtarı elde ederler.
Avrupa’da durum daha kafa karıştırıcıdır ve yakın gelecekte bir ortak standarda ulaşma ihtimali zayıftır. Örneğin, Amerika ile aynı katı çizgiyi izleyen Fransa şifreleme yazılımlarını tüfek, bomba ve füzelerle aynı ihracat kurallarına tabi mühimmat olarak tasnif etmektedir. Fransa’da bir şifreleme aracını kullanmak doğrudan Başbakan’ın iznini gerektirir. Buna karşın Almanya’da şifrelemenin yurtiçi kullanımında bile yasal bir sınırlama yoktur ve İnternet üzerinden gönderilen verilerin en yüksek düzeyde şifrelenmesi tavsiye edilmektedir. Özellikle tüm Avrupa hukukunun tektipliliğe doğru hareket etmesi beklenirken, büyük Avrupa ülkelerince takınılan tutum daha farklı olamayacağı için, bu durum şifreleme teknolojisinden kaynaklanan sorunun boyutlarını göstermektedir ( Penfold, 1998 ).
1997 yılında Britanya’da hükümet ‘güvenilir üçüncü partiler’e lisans verilmesine dair görüşlerini özetleyen bir istişari belge yayınladı. Güvenilir üçüncü parti (GÜP), belli bir bilgisayar sistemine özgü bir yazılımı elinde tutan bir organizasyondur. Dosya şifreleme sistemini kullanan her şirket veya birey kendi şifresinin bir kopyasını GÜP’ye vermek durumundadır. Normal şartlar altında bu şifre güvenli bir şekilde elde tutulur, ancak hükümet veya kolluk kuvvetleri talep ederse şifrelenmiş dosyaları okumaları için şifre kendilerine verilir. Bu süreç Anahtar Rehin Sistemi olarak bilinir.
Penfold (1998, s.103 ) “Bir şifreleme sistemi sadece birisi onu çözene kadar güvenlidir. Her sistemin güvensizliği kanıtlanabilir, ancak hiç biri sistemin güvenilirliği garanti edilemez.” iddiasını ileri sürer. Bir çok olayda soruşturmaları sırasında kolluk kuvvetlerinin şifrelenmiş dosyaları çözmeyi başardıkları da bir gerçektir (Sardar ve Ravetz, 1996, s.3 ):
“Çeşitli insan toplulukları, şimdiye kadar fizibl olarak önerilen tüm şifreleme yöntemlerinin çok fazla yeni sermaye veya emek harcamayı gerektirmeden çözülebildiğini çeşitli yollarla göstermiştir. Sonuç olarak, şifreleme çok güçlü kurumların empoze ettiği bir çözüm olmaktan ziyade tartışma ve kararı gerektiren bir sorun olarak kalmaktadır.
” Öte yandan, Denning ve Baugh (2000, S.129), iyi tasarlanmış kripto sistemlerini çözmenin hemen hemen imkânsız olduğunu savunurlar:
“Duyduğumuz soruşturmaların çoğunluğu şifreleme tarafından engellenmemekle beraber, şifreleme tarafından etkili bir şekilde yavaşlatılan veya rayından çıkarılan birkaç olayda biliyoruz. Şifreleme çözüldüğü zaman bile, bununla birlikte soruşturmaları erteledi… maliyetlerini arttırdı…Kayıp anahtarlara muhtaç durumdaki kolluk kuvvetleri ve şirketlerin veri deşifre gayretleri bir bütün olarak sistemlerdeki zaaflar nedeniyle büyük çapta başarılı oldu. Bununla birlikte, satıcılar güçlü şifrelemeyi ürünlerine entegre ettikleri ve güvenlik konusunda daha zekice davrandıkları için bu başarı oranı muhtemelen düşecektir. 128 bit veya daha fazla uzunlukta anahtar kullanan iyi tasarlanmış kripto sistemlerini çözmek mümkün değildir.
”İletişim ve veri gizlemede şifreleme en güçlü araç olmakla birlikte, şifrelemenin yanısıra aynı amaca hizmet eden parola, steganografi, dijital sıkıştırma, denetimi engelleme ve uzakta depolama gibi diğer teknolojiler vardır. Bu tekniklerin yanısıra, bir yöntem olarak anonimlik iletişimde bulunanların kimliklerini saklamaya yarar. Bunun kullanımı şifreleme kadar yaygındır. Anonim postalayıcı, bilgisayara sızma ve tekrarlama gibi anonimlikle alakalı teknoloji türleri bulunmaktadır (Denning & Baugh, 2000 ). İnternet’i kullanan herkes kendi kimliğini saklı tutmak isteyebilir. Tehlike korkusu, yargılanma veya damgalanma tehlikesi anonimliği kullanmak için bir dürtü olabilir. Her ne kadar, bu şifreleme gibi bir güvenlik aracı ise de, doğası itibarı ile farklıdır, çünkü şifreleme bir teknolojidir, ama anonimlik bir yöntemdir.
Baskıcı rejimler altında yaşayan siyasi muhalifler yargılanma, hapsedilme, hatta ölüm tehlikesinden kaçınmak amacı ile anonimliği kullanabilirler. Kurumlarındaki yolsuzluk ve suiistimalleri ifşa eden muhbirler tehlike veya yaptırımla karşılaşabilecekleri durumlarda anonimliği kullanabilirler. Tecavüz, çocuklara cinsel taciz ve beyaz kadın ticareti gibi suçların kurbanları insanları suçlulara ve organize suçlara karşı uyarırken tehlike ve damgalanmaktan kaçınma amacıyla anonimliği kullanabilirler. Kolluk kuvvetleri bile suçla mücadelelerinde anonimliği kullanabilirler. Örneğin, West Mercia polisi anonimliği “suçdurduran” projesi için bir temel olarak kullanmıştır (Akdeniz, 1998). Bu mahremiyet hakkının korunması için önemli ve faydalı bir araçtır.
Whittle (1997, s.127 ) anonimliğin aldatma, suç faaliyeti ve sorumsuzluk gibi bazı riskler kadar siyasi fikirleri misillemeye karşı koruma, sanatsal ve edebi ifadeyi ve suiistimalleri ihbar etmeyi koruma gibi avantajlara da sahip olduğunu ifade eder ve ekler:
“Eğer biz hiçbir standarda uygun olmayan bağlamlarda anonimlik fırsatı verirsek, bu hoşgörü için muhtemelen kabul edilemez derecede yüksek bir toplumsal bedel öderiz. Eğer biz anonimliğe çok az fırsat verirsek, özgürlük ve refahımızı arttırmak için bir fırsatı kaybetmiş oluruz. Cevap, siberuzayda sorumlu katılım veya çeşitli anonim yollar sağlayacak binlerce kişinin dağıtılmış seçimleri tarafından mümkün kılınan bilgece seçilmiş bir dengede yatar.
”Şifreleme teknolojisi ve anonimlik kolluk kuvvetleri için suç soruşturmalarında hayati önem taşıyan delil ve istihbarat toplamayı neredeyse imkânsız hale getirir. Bu, kolluk kuvvetlerini terörist saldırıları önlemede önemli bir role sahip olan suçluların iletişimine müdahaleden ve terörizm, organize suç, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi sınıraşan suç tehditleri hakkında yaşamsal bilgi toplamaktan alıkoyar (Denning ve Baugh, 2000).
Suçla mücadelede (terörizm, şiddet suçları, uyuşturucu kaçakçılığı, casusluk ve öbür suçlar) gizli dinleme kolluk kuvvetleri için hayati bir role sahiptir. Güçlü şifrelemede anahtar rehin veya anahtar geri alma sistemleri olmaksızın dinleme yararlarını neredeyse tamamen kaybeder. FBI Direktörü Louis Freeh (1994), “Eğer FBI ve yerel polis güçlü kriptografinin yaygın kullanımı nedeniyle telefon dinleme yeteneğini kaybederse, ülke kendisini terörizm, şiddet, yabancı tehdidi, uyuşturucu ticareti, casusluk, adam kaçırma ve diğer suçlara karşı korumada acze düşer” iddiasını öne sürer.
Daha ötesi, Denning (1998) anonimlik ile birlikte çözülemez şifrelemenin yaygın olarak temin edilebilmesinin bizi, pratik olarak tüm haberleşmenin hukuki müdahaleden yeni telefon dinleme ve dökümanların hukuki arama ve müsadereden bağışık olduğu ve tüm elektronik transferlerin hükümet düzenleme ve gözetiminin ötesinde olduğu bir duruma sürükleyeceğini iddia eder. Kamu güvenliği ve sosyal ve ekonomik istikrar açısından bunun sonuçları yıkıcı olabilir. Esas olarak hükümetin dışarıda bırakılmasıyla bilgisayarlar ve telekomünikasyon sistemleri suç eylemleri için birer cennet olacaktır. Anahtar geri alma sistemleri olmaksızın, siberuzay bir kripto-anarşi içine düşecek ve vergi kaçakçılığı, kara para aklama, casusluk, sözleşmeli cinayet ve gayrimeşru ve tartışmalı materyalin satış ve depolanması için bir veri cennetine dönüşecektir. Şifreleme ayrıca yabancı istihbarat operasyonların müdahalesi suretiyle ulusal güvenliği tehdit eder. O, organizasyonlar ve bireyler içinde bir tehdit taşır. Şifreleme ile bir şirket çalışanı elektronik bilgiyi fotokopi ihtiyacı olmaksızın veya fiziksel bir belgeyi ellemeksizin bir rakibe satabilir. Elektronik bilgi tam gizlilik ve anonimlik içinde, şirket ve hükümet casusluğunun ikisi için de bir cennet olan, Black-Net gibi ‘kara şebekeler’de alınıp satılabilir.
Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı Bilgisayar Suçları ve Fikri Haklar Seksiyonu’nun kıdemli danışmanı Reitinger (2000, s.151) anahtar geri alma veya anahtar rehin sistemlerinin uygulanabilir olmadığını iddia eder:
“Şifrelemenin doğurduğu sorunlara karşı kolluk kuvvetlerini ex post (makable şamil) çarelerle donatmanın, kamu güvenliğinin ihtiyaçlarını karşılamasının bir çok olayda ihtimal dışı olduğunu görmek önemlidir. Örneğin kamu güvenliği ihtiyaçlarını karşılamaya girişmenin bir yöntemi, şifreleme kullanan bir kişinin mahkeme kararı gibi yerinde bir talep karşısında şifre çözme anahtarını kolluk kuvvetlerine teslim etmesini gerektirir. Bununla birlikte, bu tip bir düzenleme telefon dinleme açısından çok az fayda sağlar, çünkü telefon dinleme mutlaka örtülü olmalıdır, oysa anahtarı talep etmek soruşturmayı ifşa eder. Daha ötesi, bir hükümet talebi karşısında bir kişinin anahtarını verme yükümlülüğünden doğan legal zorluklar bir yana, hiçbir mahir suçlu hükümet talebine karşılık anahtarını teslim etmez ve birinin anahtarını unutmasının cezası meşru kullanıcıları şifreleme kullanımından caydıracak derecede vahşice olmadıkça uygun cevap ‘unuttum’ olacaktır.
”Hiçbir suçlunun kendi şifreleme anahtarını kolluk kuvvetlerine teslim etmesi beklenemez. Anahtar rehin veya anahtar geri alma sistemleri kolluk kuvvetleri için pratikte hiçbir fayda sağlamazlar. Suçluların, polis tarafından girilmesi muhtemel olan şifreleme teknolojilerini kullanarak İnternet üzerinden haberleşmelerini ve eylemlerini organize etmelerini varsaymak mantıklı değildir. Suçluların şifreleme mevzuatıyla kendilerini bağlı sayacaklarını düşünmek safça bir varsayımdır. İnternet’in yasadışı kullanımını önlemek amacı ile, bireyler için şifreleme kullanımını zorlaştırmak veya imkânsızlaştırmak, suçluların kendi yasadışı amaçları için İnternet’i kullanmasını önleme açısından hemen hemen hiç yarar sağlamaz, çünkü suçluların böyle bir düzenlemeye itaat etmeyecekleri mantıki bir varsayımdır. Eğer suçluları önlemek için katı kurallar koyarsak, suçlular yerine sadece, kanunlara itaat eden sıradan dürüst vatandaşların kendi özel haberleşmelerinde İnternet’i kullanmalarını önleriz.
“Hiç kimse basit bir şekilde İnternet’ten şifreleme yazılımını indirmek suretiyle veri şifrelemesi yapmaktan etkili bir şekilde alıkonamaz. Sonuç olarak, şifreleme kullanımının kısıtlanması kanunlara itaatkar şirketlerin ve vatandaşların kendilerini kriminal saldırılara karşı korumalarına mani olur, ancak suçluların bu teknolojileri kullanımını hiçbir biçimde engelleyemez” (Avrupa Komisyonu, 1997).
Anahtar rehin sisteminin savunucusu olmasına rağmen Denning (1998), hükümetlerin kriptografi kullanımını düzenleme girişimlerinin hükümetin müdahale edemeyeceği şifreleme ürünlerinin suçlular tarafından kullanılmasını engelleyemeyeceğini kabul eder. Onlar kendi ürünlerini geliştirebilir veya yasadışı yollarla elde edebilirler. Daha önce ifade edildiği gibi, PGP gibi bazı güçlü şifreleme programları her hangi bir bedel gerektirmeksizin İnternet ortamında herkes tarafından elde edilebilir durumdadırlar.
Güvenli haberleşme hakkı temel insan haklarının bir parçasıdır, ancak mutlak olarak korunmamıştır. Sınırlı bazı durumlarda, suç soruşturmaları ve terörizm gibi, kolluk kuvvetleri mahkeme kararı ile haberleşmeye müdahale etme hakkına sahiptirler. Sosyal düzenin korunması ve kamu güvenliğinin sağlanması açısından bu makul bir tedbir olarak görülür. Bowden ve Akdeniz (1999, s.100)’in dediği gibi:
“Bu kudret olmaksızın hükümetler kamu güvenliğini korumada acze düşecekler ve bu durum kendi içinde sivil özgürlüklerin ihlaline yol açacaktı. Sorun böyle bir müdahalenin yanlış olup olmaması değil, fakat kitle gözetimi için görülmemiş teknik kapasiteyle daimi olarak donanmış gelecekteki tüm hükümetlere itimat etmenin güvenli olup olmadığıdır. Suçluların kolluk kuvvetlerince çözülebilecek şifreleme araçlarını kullanacaklarını varsayan devlet stratejisi safça görünmektedir. Ancak hükümetlerin otomatik (ve arşivlenmiş) geniş çaplı gizli izleme kapasitesi, kanunlara muti kişilerin siyasi fikirlerini açıklamaları üzerinde dondurucu etkiye sahip olabilir.
” Daha ötesi, Davies ve Hosein (1999, s.71,75 ve 76) Fransa gibi demokratik devletlere bile güvensizlik beyan ederler:
“Büyük suçların takibine yardım için dizayn edilen, dikkatlice düşünülmeden aceleyle çizilmiş bir şifreleme politikası kolaylıkla temel özgürlükleri kontrol için kullanılabilir. Telefon dinleme teknolojisinin dünyanın her tarafında yaygın istismarı bu gerçeğin ciddi bir hatırlatıcısıdır…Fransız hükümetinin sınai enformasyon elde etme amacı ile yabancı şirketlerin konuşmalarını düzenli bir şekilde dinlediği ve sonra bunu Fransız şirketlerine aktardığı bildirilmiştir. Bütün bunlar, Fransız Sosyalist Partisi’nin 1993’te iktidardan düşmesine yol açan telefon dinleme skandalından sonra açığa çıkmıştır…1996 yılı insan hakları uygulamalarına dair yıllık ülke raporlarında, Birleşik Devletler Dışişleri Bakanlığı, kontrole rağmen 90’dan fazla ülkede polis, savunma ve istihbarat kuruluşlarının yaygın, yasadışı veya kontrolsüz telefon dinlediğini bildirmiştir. Bu dinlemenin en yaygın hedefleri arasında insan hakları grupları, gazeteciler ve siyasi muhalifler bulunmaktadır. Sadece Meksika’ da 1994 yılında 200.000 yasadışı telefon dinlemesi yapıldığı tahmin edilmektedir.
”1924-1972 yılları arasında FBI Direktörü olan J. Edgar Hoover döneminde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, telefon dinlemenin ironik bir şekilde FBI tarafından suiistimal edildiği Diffie ve Landau (1998) tarafından gösterilmiştir. Politikacılar, iş adamları, hakimler, akademisyenler hatta başkanlar FBI tarafından dinlenmişlerdir. Soğuk savaş boyunca Hoover’ ın gücü adeta sınırsızdı ve Amerikan Kongresi dahil hiç kimse onu durduramamıştı. Komünizm korkusu ve ‘ulusal çıkar ve güvenlik’ konseptinin katı ve ideolojik tanımı O’nun hukuk dışı eylemlerini meşrulaştırmada kullanıldı ve mahremiyetin telefon dinleme yoluyla ihlalini toplumun gözünden sakladı.
Mahremiyet temel insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. İnternet’te şifrelemenin kullanılması bu hakkın korunması ile alakalıdır. Şifreleme gizlilik sağlar ve anonimliği arttırır. Bununla birlikte, şifrelemenin regülasyonu veya buna teşebbüs edilmesi, mahremiyetle alakalı bazı tartışmalı sonuçlar ve bir taraftan bireysel ve sivil özgürlüklerin öte yandan sosyal düzenin korunması arasında ciddi bir tezat yaratır.
Sivil özgürlükleri savunan çeşitli örgütler bireyleri izlemeyi amaçlayan her hangi bir hükümet girişimini tehlikeli bir gelişme olarak görürler.Bu bir gizli izleme sistemi yaratabilir ve İnternet üzerinde iletişim ve ilişkilerin izlenmesi amacı ile hükümetler için bir araç oluşturabilir. Bilgi ve iletişim teknolojileri gizli izleme amacı için dizayn edilebilirler. Bazı hükümetler, örneğin Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık (Britanya), anahtar rehin veya anahtar geri alma sistemleri olmaksızın güçlü şifreleme teknolojilerinin kullanımına karşıdırlar. Onlar bu sistemlerin kullanımını zorunlu hale getirmeyi denediler ancak İnternet Liberty Campaign gibi libertaryenler (özgürlükçüler) ve insan hakları örgütleri bu girişimlere şiddetle karşı çıktılar. Onlar bu girişimleri, bir gizli izleme devleti, büyük biraderin (big brother) yeni bir versiyonunu yaratma olarak görmekteler (Akdeniz, 1998).
4. MAHREMİYET
“Bir modern devlette mahremiyet özgürlüğün kalbidir” (Westin,1970, s.350)
Yukarıda zikredildiği üzere, İnternet suçlular için yeni ve verimli bir alandır. Onu bir haberleşme aracı olarak kullanabilir ve kolluk kuvvetlerinin müdahalesi olmaksızın işlerini organize edebilirler. Suçlulara bu kalkanı sağlayan şifreleme teknolojisidir. Hükümetler haklı olarak endişe etmekte ve şifreleme teknolojisinin suçlular tarafından kullanılmasını önlemek maksadı ile İnternet’i kurallara bağlamak istemekteler. Ancak şifreleme teknolojisi aynı zamanda kanunlara itaatkar sıradan bireyler için de değerli bir araçtır. Onlar şifreleme teknolojisini kullanmak suretiyle müdahale ve kesinti korkusu olmaksızın iletişimlerini sağlayabilirler. Bu onlara diğer insanlara karşı bir kalkan sağlar. Bu noktada mahremiyet meselesi ortaya çıkar. Birey olarak vatandaşların ve kolluk kuvvetlerinin ihtiyaçları birbirleri ile çelişir. Bu çelişki hükümetler açısından tehditkar bir ikilem oluşturur. Suç ve suçlularla mücadele amacı ile hükümetler kolluk kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yerlerde ve zamanlarda şifreleme teknolojisinin kullanımını sınırlamak ve veri transferi ve iletişimi kesmek isterler. Bu mahremiyet için, özellikle haberleşme mahremiyeti için bir tehdit ve bir tehlikedir. Diffie ve Landau (1998, s.125 )’nun dediği gibi:
“Devlet güvenliğini koruma ile bireylerin mahremiyetini koruma arasındaki çatışma yeni değildir, ancak teknoloji devlete bireyler hakkındaki özel bilgilere eskisinden daha çok girme imkânı sağlamıştır…Ulusal güvenliği korumak ve kanunları uygulamak temel toplumsal değerlerdir. Bunlar sık sık bir diğer temel toplumsal değer olan mahremiyetle karşı karşıya gelirler. Yarış hemen hemen hiç eşit şartlarda değildir. Ulusal güvenlik ve kolluk kuvvetleri sadece siyasi desteğe sahip değil, onlar büyük toplumsal organizasyonlar tarafından da temsil edilirler. Mahremiyetin arkasında böylesine bir güç bulunmamaktadır. Sonuç olarak, mahremiyet tutkusu direnmesine ve zamanla büyümesine rağmen, mahremiyet sık sık ihlal edilmektedir.
”Diğer taraftan, bilgi teknolojisinin kendisi mahremiyet için bir tehdit taşımaktadır. Onun doğası mahremiyet için bir tehlike arzeder. Fischer-Hubner (2000) mahremiyetin küresel bilgi toplumunda ciddi bir şekilde tehlikede olduğunu iddia eder. Problem, İnternet üzerinden haberleşmenin ulusal sınırları aşması, merkezi bir yönetimin, belli bir varlığa verilmiş genel bir sorumluluğun ve yasal mecburiyetleri uygulatacak uluslararası bir gözetim mekanizmasının olmayışıdır. Ciddi mahremiyet riskleri bulunmaktadır, çünkü veri öznelerine ve kullanıcılara ait şahsi veriler dünyanın her tarafında farklı sitelerde izlenip girilebilir durumdadırlar. Bilginin dijitalizasyonu hızla serpilmekte ve kamu yönetimi, sağlık sektörü, elektronik ticaret, araştırma ve özel hayata ilişkin birçok yeni bilgi uygulamaları gelişmektedir.
Gittikçe artan miktarda hassas bireysel, tıbbi ve ticari veriler gibi kişisel veriler toplanmakta, işlenmekte ve ulusal sınırları aşan şebekeler yoluyla el değiştirmektedir. Bilginin dijitalizasyonu hükümetlere ve iş dünyasına ilgili bireylerin bilgi ve rızası olmadan bile, yurttaşlara ait bireysel verilere sahip olma, işleme, denetleme, kullanma ve değiş tokuş yapma konusunda eskisinden daha çok imkân sağlamaktadır. Bu mahremiyete yönelik bir tehdittir ve gizli takibe de zemin sağlar. Bu, bilgi mahremiyetinin istismarıdır. Bu mahremiyet ihlalinin bir diğer vechesi olmakla birlikte, sibersuçla mücadele ile alakalı değildir ve bu çalışmanın kapsamı dışındadır.
Foley (1999) İnternet’in insan hakları ile ilişkili olduğu üç spesifik alan olduğunu ifade eder: bilgi özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve mahremiyet. İnternet’in kullanıcılarına sağladığı özgürlük aynı zamanda bu haklara yönelik tehdidin de sebebi olmuştur. İnternet’in istismarı ve suistimalinden iki büyük tehdit doğmaktadır:
1. İfade hürriyetine karşı hükümet sansürü,
2. Mahremiyetin ihlali. Mahremiyetin ihlali iki şekilde ortaya çıkar:
1. Hükümet veya iş dünyasınca toplanan kişisel verilerin istismarı,
2.Bireysel haberleşmeye izinsiz giriş.
Mahremiyet nedir ve neden önemlidir ?“
Aslında bir anlamda tüm insan hakları mahremiyet hakkının değişik görünüşleridirler” ( Volio, 1981)
İki yüzyıl önce, eğer bir arkadaşınızla özel konular hakkında konuşmak zorunda kalsaydınız bunu şahsen yapmanız gerekirdi. Diğer insanlar ikinizi birlikte yürürken görebilirlerdi, ancak konuşmalarınızı dinlemek isteyen biri sizi yakından takip etmek zorunda kalacak ve muhtemelen başkaları tarafından görülecekti. Bugün, uzak mesafelerden konuşmayı olanaklı kılan iletişim hatları eskiden rahatça yapılan bu gibi konuşmaların mahremiyetini yok etme potansiyelini haizdir. Mahremiyetin korunması demokratik siyasi süreç için önemlidir. Değişim genellikle çok kesin olmayan şekilde başlar ve siyasi tartışmalar kişisel düzlemde gelişir. Gazetecilerin kaynaklarını kullanırken mahremiyet içinde hareket etmeleri gerekir. Ayrıcalıklı görüşme imkanları sağlanmazsa avukatlar müvekkillerini bihakkın savunamazlar ( Diffie ve Landau, 1998 ).
Tüm İnsan hakları içinde mahremiyet belki de kavranması ve tanımlanması en zor alandır. Westin (1967, s.7)’e göre, “mahremiyet bireylerin, grupların veya kurumların kendilerine dair bilgilerin ne zaman, nasıl ve ne ölçüde diğerlerine aktarılabileceğini kendilerinin belirleme hakkıdır”. Amerikalı hakim Louis Brandeis’in meşhur tanımında mahrumiyet “yalnız bırakılma hakkıdır-hakların en kapsamlısı ve özgür insanlar tarafından en çok değer verilen hak” (Diffie ve Landau, 1998, s.132). Bu devletler, ekonomik kurumlar veya diğer bireyler gibi herhangi bir dışsal aktör tarafından yalnız bırakılma hakkıdır (Lyon, 1994). Profesör Arthur Miller (1971, s.40)’ın ifadesi ile, bu “bireyin kendisiyle ilgili bilginin dolaşımını kontrol yeteneğidir”.
Mahremiyet otonomi hakkıdır ve yalnız bırakılma hakkını kapsar. Mahremiyet kendimiz hakkındaki bilgiyi -bu bilgiye girişi sınırlama hakkı dahil- kontrol hakkını içerir. Mahrumiyet hakkı sırları gizli tutma hakkını ve onları ancak özel konuşmalarda paylaşmayı kapsar. En önemlisi, mahremiyet hakkı yalnızlık, samimiyet ve anonimliği yaşama hakkı demektir. ( Flaherty, 1989)
Fischer-Hubner (2000) mahremiyet kavramının üç özelliğe sahip olduğunu ifade eder. Bunlar mekansal mahremiyet, kişi mahremiyeti ve bilgi mahremiyetidirler. Birincisi, kişiyi çevreleyen yakın fiziksel alanı korumayı, ikincisi kişiyi haksız müdahalelere karşı korumayı, üçüncüsü kişisel verilerin toplanma, saklanma, işlenme ve dağıtımının nasıl yapılacağını veya yapılmayacağını kontrol etmeyi gerektirir.
Williams (1997) farklı toplumların mahremiyet hakkında farklı tavırlara sahip olduğunu savunur. Bir ilksel veya kırsal toplumda mahremiyet hemen hemen hiç olmayabilir, çünkü nüfusun azlığı her şahsın başkasının hayatının mahrem ayrıntılarını bilmesine izin verir. Öte yandan, bir büyük sanayi toplumunda, sonucu kendilerini yakınlığın nimetlerinden mahrum etsede, yurttaşlar kendi kişisel yaşamları hakkındaki bilgiye kimin gireceği üzerinde neredeyse tam bir kontrole sahip olmayı bekleyebilirler.
İlaveten, Michael (1994) mahremiyetin kültüre özgü yönlerine dikkat çeker ve her bir toplumun mahrem olarak telakki ettiği konuların geniş çapta değişiklik gösterebildiğini iddia eder. Antropolojik deliller kesin olmamasına rağmen, toplumların çoğunun insan faaliyetlerinin bazı alanlarını genel gözlem ve bilgi açısından uygun görmediği anlaşılmaktadır. Küçük tarımsal cemaatlerde bile mahrem olan fiziki mekan sınırlarının keskin bir şekilde tanımladığı ve bazı kişisel bilgilerin sıkı bir şekilde korunduğuna dair deliller vardır. Mahremiyete ilişkin genel hak, topraklarımızın yabancılar tarafından işgal edilmemesi, kitaplarımızın başkaları tarafından izinsiz okunmaması, plakalarımızın çalınmaması veya elbiselerimizin giyilmemesi gibi şeyleri içerir, hatta bunlar bizim için hiçbir kayda sebep olmaz ve diğerlerine bize dair hiçbir şey söylemese bile. Ancak, bilgi mahremiyetinin alanı daha dardır, burada iddia ettiğimiz şey, başkalarının rızamız olmaksızın hakkımızdaki bilgileri elde etmemeleri gerektiğidir. Bu, bilgi teknolojisindeki son gelişmelerden derin bir şekilde etkilenen genel mahremiyet hakkının bir yönüdür.
Mahremiyet uluslararası topluluk tarafından bir temel insan hakkı olarak tanınmıştır ve uluslararası insan hakları hukukunda mahremiyet açık ve muğlak olmayan bir şekilde, korunması gereken bir temel hak olarak vazedilmiştir. 1948 Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 12. maddesi “Hiç kimsenin mahremiyeti, ailesi, evi veya haberleşmesi keyfi müdahalelere konu olamaz ve şeref ve itibarına saldırıda bulunulamaz. Herkes bu gibi müdahale ve saldırılara karşı kanun tarafından korunma hakkına sahiptir” demektedir. (Academy on Human Rights, 1993, s.3)
1967 Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 17. maddesi aynı hususu düzenler : “1. Hiç kimsenin mahremiyeti, ailesi, evi veya haberleşmesi keyfi veya hukuk dışı müdahalelere konu olamaz ve şeref ve itibarına hukuk dışı saldırılar yapılamaz. 2. Herkes bu gibi müdahale ve saldırılara karşı kanun tarafından korunma hakkına sahiptir. ” (United Nations, 1985, s.149)
Michael (1994) ‘keyfi’liğin kanun dahilinde işlenen, özellikle idari takdirin suiistimalinin söz konusu olduğu mahremiyet ihlallerini içerdiğini ifade eder. ‘Hukuk dışı’ terimi hükümet dışındaki varlıklar tarafından mahremiyetin ihlal edilmesini içerir ve devletlere kendi sakinlerini bu gibi ihlallere karşı korumak üzere yasal düzenlemeler mecburiyeti yükler.
“Mahremiyet” kelimesini zikretmemesine rağmen 1950 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Council of Europe, 1950)’nin 8. maddesi özel hayata, meskene ve haberleşmeye saygı hakkını deklare eder ve kamu otoritesinin müdahalesini gerektiren şartlara dikkat çeker:
“Herkes özel ve aile hayatına, evine ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın uygulanmasında kargaşa veya suçu önleme, sağlık veya ahlakı koruma, veya diğerlerinin haklarını ve özgürlüklerini koruma amacı ile bir demokratik toplumda ulusal güvenlik çıkarları, kamu güvenliği veya ülkenin ekonomik refahı açısından zorunlu olan ve kanun ile düzenlenmiş durumlar hariç kamu otoritesinin hiçbir müdahalesi olmamalıdır”.
Mahremiyet insan özgürlüğünün bir parçası olduğundan mahremiyetin ihlali aynı zamanda özgürlüğün de ihlalidir. Mahremiyetin bihakkın korunmadığı yerde özgürlük yaşayamaz. Eğer güvenli bilgi ve iletişim ortamına sahip değilseniz, özgür bir biçimde haberleşemez ve özgür ifade hakkınızı koruyamazsınız. Kontrol edilme duygusu birey üzerinde engelleyici bir etkiye sahip olabilir. Batı Alman Anayasa Mahkemesi yeni bir Nüfus Sayımı Yasası’nın Anayasaya aykırı olduğuna dair 1983 tarihli kararında:
“Eğer bir kişi belli alanlarda kendisi hakkında hangi bilgilerin sosyal çevresince bilindiğine dair yeterli kesinlikte tahminde bulunamıyorsa ve iletişimin muhtemel taraflarına dair yeterli bir şekilde kestirimde bulunamıyorsa, o her hangi bir baskıya/etkiye konu olmaksızın özgür bir biçimde plan yapma ve karar verme özgürlüğünden (self-determinasyon) can alıcı bir biçimde alıkonuyordur. Bilgi ile ilintili olarak self-determinasyon hakkı, vatandaşların kendileri hakkında kimin, neyi, ne zaman ve hangi münasebetle bildiğini artık bilemediği bir sosyal düzeni ve onu sağlayan hukuk düzenini dışarıda bırakır. Eğer bir kişi aykırı davranışlarının kaydedilip bilgi olarak sürekli saklanıp saklanmadığı veya başkalarına aktarılıp aktarılmadığı konusunda emin değilse, o bu gibi davranışlarla dikkat çekmemeye çalışacaktır. Eğer o bir derneğe veya vatandaş girişimine katılımın resmi olarak kaydedildiğini ve bundan belirtilen şahsi risklerin doğduğunu düşünüyorsa, muhtemelen kendi haklarının tatbikatını terkedecektir. Bu sadece onun gelişim şansını sakatlamakla kalmayacak, ayrıca ortak yararı da sakatlayacaktır, çünkü self-determinasyon, davranmak ve işbirliği yapmak konusunda yurttaşlarının kapasitesine dayanan özgür demokratik toplumun bir temel fonksiyonel şartıdır” (Michael, 1994, s.4).
Mahremiyetin korunması
“Haberleşme medeniyetin kendisidir. Bir kelime, hatta en aykırı kelime bile ilişkiyi hak eder. Sesizliktir ki izole eder.” (Thomas Mann, 1924)
Yukarıda gösterildiği üzere, anahtar geri alma sistemi, suçluların, haberleşmelerini gizlemek maksadıyla şifreleme teknolojisini kullanmalarını engellemede bir yarar sağlamamaktadır. Bunun yerine o, bireysel mahremiyet için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, bireysel haberleşme mahremiyetinin hükümetler tarafından korunması gerekir. Demokratik ülkelerde ulusal mahremiyet hukuku bireysel mahremiyet hakkını korur. Ancak, ulusal mahremiyet kanunları genellikle veri koruma kanunları olarak isimlendirilmiş ve bilgi mahremiyetini korumak üzere düzenlenmişlerdir. Haberleşme mahremiyetinin korunmasının mahremiyet koruma hukukuna dahil edilmesi yaşamsal önem taşır ve ilgili hukuk, OECD Kriptografi Politika Rehberi (OECD, 1999) tarafından tasarlandığı gibi yurttaşların kendi meşru mahremiyet hakkını korumak amacı ile her hangi bir sınırlama olmaksızın şifreleme teknolojisini kullanma bireysel hakkını içermelidir: “Mahremiyete dair temel birey haklarına, haberleşmenin gizliliği ve kişisel verilerin korunması dahil, ulusal kriptografi politikalarında ve kriptografik yöntemlerin kullanım ve uygulamasında saygı gösterilmelidir”.
Daha ötesi, mahremiyetin korunması mevzuatın yanı sıra mahremiyet koruma teknolojilerini gerektirir. Fischer-Hubner (2000)’in dediği gibi, tamamen bilgisayarlaşmış bir toplumda, mahremiyet ciddi bir şekilde tehlikededir ve sadece mahremiyet mevzuatı ile etkili bir şekilde korunamaz. Mahremiyetin gerekleri teknik olarak yerine getirilmeli ve mahremiyet enformasyon sistemleri için bir tasarım kriteri olmalıdır. Sistemler için yüksek mahremiyet gerekleri ile genişletilmiş güvenlik kıstasları çeşitli mahremiyet artırıcı güvenlik türlerini kapsamalıdır. Bunlar; anonimlik, takma isimlik (pseudonymity), bağlanamazlık (unlinkabilty), kullanıcıların gözlenemezliği (unobservability of users) ve giriş kontrolü veya şifreleme gibi güvenlik mekanizmaları dahil saklanacak, işlenecek veya transfer edilecek kişisel verilerin bütünlük ve gizliliğini korumak için zorunludurlar.
Salvaggio (1989, s.125) mahremiyetin ihlaline karşı hukukun mutlak koruması hakkında kuşkuludur:
“Daha fazla kanun çıkarılacağı ve bunun kuralları ihlal eden kişilere daha sert cezalar getireceği kuşkusuzdur. Bununla birlikte, kanunların, hayatlarına dair malumat elde etmek için mazeret bulanlara karşı bireyleri koruyacağını ummak saflık olacaktır. Kanunlar mahremiyetin ihlaline karşı bu güne kadar çok az koruma sağlamışlardır”.
Bu noktada etik değerlere dayalı bireysel sorumluluk duygusu mahremiyetin korunması açısından yaşamsal önemde görülmektedir. Spafford (1997) ne kadar kanun çıkarılırsa çıkarılsın ve ne kadar iyi güvenlik tedbirleri alınırsa alınsın, tamamen güvenli sistemlere sahip olmamız için hiç birinin yeterli olmayacağını ifade etmektedir. Ayrıca bazı müşterek ahlaki değerler geliştirmek ve onlara göre davranmak zorundayız. Toplumun üyelerinin veri sahiplerine ve mahremiyete saygının önemini anlamaları için eğitime ihtiyaç vardır. Eğer insanları evlerinin soyulmasına karşı koruyan sadece kilitler ve kanunlar olsaydı, şimdi olduğundan daha çok hırsız olacaktı, kişisel mülkün kutsallığına ilişkin müşterek değerler hırsızlığın önlenmesinde önemli bir etkendir.
5. İKİLEMDEN DENGEYE
Yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunumu bireyler ve iş dünyası için yeni fırsatlar kolluk kuvvetleri içinde yeni sorunlar yaratmaktadır. Şifreleme teknolojisinin kullanımı kişisel verilerin korunması, insanlar arasında güvenli iletişimin sağlanması, ulusal güvenlik bilgilerinin, ticari verilerin ve teknolojik sırların muhafazası açısından bir zorunluluktur. Öte yandan, aynı teknoloji organize suça, teröristlere ve diğer suçlulara kendi haberleşmelerini kolluk kuvvetlerinden gizleme ve polis müdahalesi olmaksızın eylemlerini örgütleme olanağı sunmaktadır. Bu nedenle demokratik ülkeler büyük bir ikilemle yüzyüzedirler. Onlar kendi yurttaşlarının mahremiyet hakkını korumak zorundalar. Bir demokratik sistemde, yurttaşlar müdahale ve yargılanma korkusu olmaksızın fikirlerini açıklama ve haberleşme hakkına sahiptirler ve yurttaşların mahremiyeti hükümet, iş dünyası ve diğer üçüncü tarafların ihlaline karşı hukuk tarafından korunur. Diğer taraftan, tüm hükümetler gibi demokratik hükümetler de kamu güvenliğini korumak ve yurttaşlarının hak ve özgürlüklerini güvenceye almak amacı ile sosyal düzeni muhafaza etmek, suç ve suçlularla mücadele etmek zorundadırlar. Bu evrensel bir ikilemdir ve hükümetler için zor bir görevdir. Kolay bir çözüm görünmemektedir ve her hükümet adil ve makul bir çerçeve içinde sibersuçla mücadele ederken mahremiyeti koruma amacı ile bir denge bulmak zorundadır.
Katı kurallar suçu önlemenin garantisi olamaz. Öte yandan, düzenleme(regülasyon) olmaksızın İnternet suçlular için bir sığınak haline gelebilir. Wall (1997, s.230) ‘ın dediği gibi:
“Bu yüzden, bir siber-politika mutlaka devletin müdahalesi ile sanal toplumun ihtiyaçlarına saygı arasında denge kurmalıdır. Böyle bir denge olmaksızın, iki muhtemel durum ortaya çıkacaktır: bir yandan anlamlı bir aktivitenin gerçekleşmesini önleyen ‘resmi duvar yazıları’ ile dolup taşmış aşırı kurallara bağlanmış bir siberuzay, öte yandan her yapıcı aktivitenin hemen yozlaştırıldığı göze batacak şekilde yetersiz kurallara bağlanmış bir siberuzay. Yönetme sanatı bir tür doğru dengeye ulaşmada yatmaktadır”.
(Haberleşmeyi) dinleme sibersuçla mücadelenin ve suçluları izlemenin tek yolu değildir. Sibersuçların çoğu siber-dışı eylemlerin, örneğin organize suç ve terörizmin bir parçasıdır. Siberuzay, daha geniş bir kriminal aktivitenin öğesi olarak kullanılmaktadır. Dolayısı ile, sibersuçla mücadele organize suç ve terörizme karşı yürütülecek daha geniş kapsamlı hükümet çabasının bir parçası olmalıdır. Sibersuça karşı ayrı bir mücadele düşünmek bizi yanlış bir yöne sürükleyebilir. Büyük resmi kaybedebiliriz. Eğer dinleme pratik olarak kolluk kuvvetlerine bir fayda sağlamayacaksa hükümet sibersuçla mücadelenin diğer araçları üzerinde yoğunlaşmalı ve onları güçlendirmelidir. Daha ötesi, Diffie ve Landau (1998, s.245) kriptografinin suçlular tarafından İnternet’te kullanımın abartılı tahmin edildiğine inanmaktadırlar:
“Suçlular bugün açık bir şekilde güvenli araçlardan ziyade gizli haberleşme araçlarını kullanmaktalar (en dikkat çekeni klonlanmış cep telefonları). Seçenekler demetini genişletmek gizli iletişim için bir çok fırsat sunar ve gelecekte polisin iletişimle alakalı esas endişesi kriptografiden ziyade muhtemelen bu olacaktır”.
Şimdiye kadar tartışıldığı üzere, İnternet’in ulusal yargı çevrelerini aş
